Whatsapp Whatsapp
Telefon Hemen Ara

Onda Soğuk Dalga Terapisi

Onda Soğuk Dalga Terapisi

Bütün kadınların kâbusu olan selülitten kurtulmak ve incelerek yaza hazırlanmak artık ONDA COOLWAVES ile çok kolay!

Tek seansta gözle görülebilir sonuç!

İncelme-Sıkılaşma-Ütülenme

Artık mikrodalga sadece yemekleri hızlıca ısıtmıyor, bizi de yaza hızlıca hazırlıyor!

Dr. Nüket Eroğlu Onda Coolwaves daha evvel birçok estetik cihaz ile tıp sektörüne yön veren DEKA’nın son buluşu ile tanışmanın heyecanını yaşadığını ifade etti.  Ameliyatsız vücut şekillendirmede en yeni teknoloji olduğunu belirtti.

Tıpta birçok alanda kullanılan mikrodalga enerjisi Onda ile ilk kez estetik amaçlarla kullanılmıştır. Onda, dünyada özel mikrodalgaları kullanıp selektif olarak yağ hücrelerini hedef alan, onları güvenli ve ameliyatsız olarak küçültebilen tek sistemdir. FDA onaylıdır.

Patentli başlıkları sayesinde deriye temas eden soğutma ünitesi hastaya masaj hissi vermektedir. Onda Soğuk Dalga Terapisi’nde hedef bölge sadece iki dakika içinde 50-55C arası sıcaklığa ulaşmaktadır; bu sayede yağ hücrelerinin zar yapıları bozulmakta ve hücreler küçülmektedir. Bölgesel yağ dokusu azalırken selülitler yok olmakta, gevşek doku sıkılaşmakta ve deri kalitesi artmaktadır.

  • Acısız ve ağrısızdır.
  • 1seanslık bir uygulamadır.
  • Seans süresi çok kısadır (10 dk).
  • Kızarıklık, ödem ve ciltte tahriş oluşturmaz.
  • Sonuç hızlı ve etkileyicidir.
  • Bilinen bir yan etkisi yoktur.
  • Gündelik hayatı aksatmaz.
Onda Soğuk Dalga Terapisi

Onda Soğuk Dalga Terapisi

2dk

Cihazda 5 ana endikasyon vardır:

 

  • Bölgesel incelme
  • Selülit tedavisi
  • Cilt sıkılaştırma
  • Ödem azaltma
  • Antiaging

Onda mikrodalganın kullanıldığı ilk radyofrekans cihazıdır. Onda Soğuk Dalga Terapisi’nde mikrodalganın kullandığı gigahertz (Ghz) hızındaki yağ hücresine özel yüksek frekans derin yağ dokularına inerken deri yüzeyinde kaybolmaz. Onda Coolwaves kısa elektromanyetik dalgaları yani mikrodalgaları kullanmaktadır. Onda Soğuk Dalga Terapisi’nde mikrodalgaların yağ hücrelerinde yüksek hızda yaptığı titreme sonucu çok hızlı ısı artışı olur. Mikrodalgaların frekansı bipolar radyofrekans cihazlarından 1000 kat daha hızlıdır ve gigahertz (Ghz) olarak ölçülmektedir. Bu nedenle seans süresi 10 dakikadır.

Selülit nedir?

Dr. Nüket Eroğlu tıptaki adı hidrolipodistrofi olan selülit, derinin alt tabakasındaki yağ dokusunun bağ dokular arasında sıkışması sonucunda derinin üst kısmının portakal kabuğu görüntüsü almasıdır ve östrojen taşıdıkları için her kadın bir gün selülit problemi ile karşılaşacaktır diye belirtti.

Ciddi bir problem olan selülit, sanılanın aksine sadece kilo almayla ilişkili değildir. Zayıf ya da şişman her kadın hayatının belirli bir döneminde selülit problemi ile mutlaka karşılaşır. Selülit, kadınların kalça, banana, basen, dizin üst kısımları, baldırların arkası, üst bacak iç kısımları… gibi bölgelerde yoğun bir şekilde görülür. Orta yaş sonrası karın bölgesinde de dikkat çekecek kadar belirginleşmeye başlar.
Beslenme, dış faktörler, hormonal özellikler ve spor yapmama gibi etkenlerin neden olduğu selülitten %100 kurtulmak imkansızdır. Selüliti çeşitli yollarla azaltmak ve büyük değişiklikler görmek mümkündür. Şu anda Onda Soğuk Dalga Terapisi mikrodalga enerjisi ve soğuk başlık ile lipolizin yapıldığı en yeni teknolojidir.

Selülit oluşum teorileri:

  1. Teori: Deri altındaki yağlı doku kadınlarda ve erkeklerde farklılıklar gösterir. Bundan dolayı kadınlarda selülit oluşumu erkeklere göre ön plana çıkar.
  2. Teori: Selülit, kolajen ve bağ dokularının bozulmasıyla oluşan bir durumdur. Eğer bu dokular yıkılırsa yağ dokusu ön plana çıkar ve görünür hale gelir.
  3. Teori: Bu bölgedeki damar yapısının etkinliği ile cilt altında nasıl bir dolaşım sağladığı ile bağlantılıdır.
  4. Teori: Enflamasyon süreçleri de selüliti oluşturabilecek sebeplerden biridir. Hücre biyopsileri sonucunda selülitli hücrelerde kronik enflamasyona rastlanmıştır.

 

Selülit, yaşlandıkça cildin gerginliğini yitirmesi, incelmesi yüzünden daha da belirginleşir ve hatta kalıcı bir hal alabilir.

Selülit bir kadın hastalığıdır. Bu arada en merak edilen konulardan biri de erkeklerde selülit görülmemesidir. Bunun nedeni kadın ve erkeğin farklı hormonlara sahip olmasıdır. Erkeklerde görünen selülit oranının kadınlardan düşük olmasının sebebi, erkeklerin östrojen seviyesinin daha az olmasıdır. Östrojen seviyesi yağ birikimini ve selüliti arttırdığından kadınlarda çok daha fazla görülür. Anormal durumların dışında erkeklerde oluşmaz. Selülitin kadınlarda görülmesinin en önemli sebebi östrojen hormonudur. Bunun yanı sıra erkeklerin cildi daha kalın ve sıkıdır.

Son zamanlarda yapılan araştırmalar, kadınların östrojen hormonu miktarındaki artışın selüliti çoğalttığını kanıtlamıştır. Cilt ve vücut sağlığı için gerekli olan birtakım hormonlar ve kimyasal maddelerin miktarındaki değişiklikten dolayı hücre aralığında normalin üstünde su birikmeye başlar. Bu birikme aşırı boyutlara vardığında cildin görünümünde de birtakım değişiklikler meydana gelir. Dolayısıyla selülit hormonlarla doğrudan etkilidir.

Östrojen hormonunun aşırı salgılanması vücutta normalden fazla su ve yağ tutulmasına neden olur. Bu nedenle kadınlarda ergenlik, hamilelik, menopoz öncesi ve sonrası selülit oluşumunun en yoğun ortaya çıktığı dönemlerdir.

Selülit direkt östrojen hormonu ile ilişkilidir. Cilt altında düzensiz ve aşırı yağ birikiminin kan ve lenfatik dolaşımı bozmasıyla ciltte ortaya çıkan portakal kabuğu görüntüsüne selülit denir. Selülit olan vücut bölgesinde kan dolaşımı yavaşlamış demektir. Kan dolaşımı yavaşlayan bölgede damardan doku sıvısı sızar. Bu sıvı vücudun savunma mekanizması nedeni ile bağ dokusu ile sarılır. Bağ dokusunun sardığı kaçak sıvı deri altında kesecikler oluşturur. Bu keseciklerin etrafında zamanla yağ dokusunun artması ile oluşan düzensiz yerleşim ise vücutta portakal benzeri bir görünüme yani bölgesel selülite neden olur. Selülit oluşumu, genetik ve hormonal yapı ile yaşam tarzından etkilenir. Dolayısıyla kilosu normal, hatta normalin altında olan bir yerlerde bile selülit oluşma riski vardır.

Selülit neden oluşur?

Dr. Nüket Eroğlu selülit oluşumunun genetik, çevresel faktörler ve alışkanlıklarla belirlendiğini ifade etti. Kalıtım, cilt kalınlığı, cinsiyet, vücuttaki yağ miktarı ve yaş selülitin varlığını veya görüle bilirliğini etkileyen faktörlerdir. Selülitin cildi destekleyen fibröz dokunun büzülmesi veya kısalması nedeni ile oluştuğu düşünülmektedir. Kadınlık hormonları gelişiminde katkıda bulunmakla birlikte, selülit hormon tedavisi ile geçirilemez.

  • Genetik faktörler
  • Spor yapmamak
  • Fazla karbonhidrat tüketimi
  • Fazla tuz, şeker tüketimi
  • Az su tüketmek
  • Kahve, çay ve kola tüketimi
  • Fastfood tüketimi
  • Hayvansal yağ ve margarin tüketimi
  • Alkol ve sigara
  • Sürekli topuklu ayakkabı giymek
  • Hormonsal değişiklikler (ergenlik, hamilelik, menapoz… vb)
  • Yeterli düzeyde hareket etmeme veya egzersiz yapmama (kan akışı kolajen üretimini artırdığı ve egzersizin kan akışını artırdığı için)
  • Vücudu sıkan giysiler giyme (bunlara iç çamaşırları da dâhildir.) Bunlar kan akışını etkiler ve kolajen katmanların altındaki yağın dağılmasına sebep olur.
  • Fizyolojik farklılıklar
  • Düzensiz yaşam şekli

 

Selülit belirtileri nelerdir?

Selülitin ilk belirtisi dokuda pürüzlenmedir. Cilt parlaklığını yitirir, hafif engebeli ve dalgalı bir görünüm almaya başlar. Selülitli bölge (kalçalar, karın, kol veya bacaklar… vb) yumrulu ve şekilsiz bir hal alır. Deride ise portakal kabuğu görünümü oluşur.

Selülit genellikle bacak arkasında, kalça altındaki banana hattında ve diz üstlerinde belirir. Selülit oluşurken genellikle bacak içleri gevşer ve aşağı doğru dalgalanır. Derideki fibröz septaların kısalması ve aralarına nohut şeklinde yağların dolup hapsolmasıyla deri yapısı gitgide pürtüklü, girintili çıkıntılı bir hal alır.

Selüliti Önlemenin Yolları

Dr. Nüket Eroğlu her sabah soğuk sıkım bir kaşık zeytinyağı içine zencefil, zerdeçal, karabiber ve çörek otu yağı içilmesiyle ‘günaydın!’ demenin doğru olduğunu belirtti.

Doğru Beslenme: Selülitle başa çıkmak için doğru beslenmek ve kiloyu korumak gerekir. Öncelikle fastfood tarzı bol kalorili ve yağ oranı yüksek hazır gıdalar tüketilmemelidir. Tuz, şeker, yağ tüketimini minimum düzeyde olmalıdır.

Taze, yağsız, besleyici besinler, sebze ve meyveler, baklagiller, bol lif içeren tahıllar ve potasyum miktarı yüksek olan portakal, muz, karpuz, patates, havuç, avokado, bezelye ve fasulye bol miktarda tüketilmelidir. Şekerleme, hamur işi ve alkolden uzak durulmalıdır.

Selülit masajı ve sauna: Düzenli selülit masajı yapılırsa selülit oluşumu azalacaktır.

Egzersiz: Sürekli hareketsiz durmaktan dolayı oluşan deformasyon ve kan dolaşımındaki bozukluğu ortadan kaldırmak için spor yapmak gerekir. Yerçekimi sebebiyle kan dolaşımı her zaman ayak bilekleri başta olmak üzere ödem yaratır. Üst bacak, kan ve lenf dolaşımının yavaşlamasından etkilenen ve bunu gösteren ilk bölgelerden biridir. Özellikle selülit tedavisinde koşma, yürüyüş, pilates, yüzme, tenis, jimnastik gibi sporların yapılması fayda sağlar. Nefesi hızlandıran ve minimum 45 dakika süren kardiyo yağ yakıcı etkiye sahiptir. Spor sırasında mutlaka terlemek gerekir. Bu çok önemli bir yağ yakma kriteridir.

Antiselülit Kremleri: Doğrudan doğruya yağ hücreleri yakımını ve lenfatik dolaşımın canlanmasını aktive eden antiselülit kremleri de selülite karşı etkilidir. Kremlerin gücü öncelikle emilme oranlarıyla ilişkilidir. Bu kremler, sonrası radyofrekans masajı ile birlikte uygulandığında daha çabuk emilerek lipolizi uyarır ve sonucun daha etkili olmasını sağlar.

Su: Yağ dokularını, zehirli ve atık maddeleri vücuttan atmak için bol su içmeniz gerekir. Selülit oluşumunu engellemek, cildin sağlıklı ve güzel görünmesini sağlamak için günde en az 1.5 litre su içmek gerekir. İçilen suyun kalitesi çok önemlidir. Doğal ve minerallerden zengin su tüketilmelidir.

Vitaminler ve Mineraller: Potasyum, demir ve magnezyum gibi maddeler elastin-kolajen oluşumunu sağlayan fibroblastları uyararak, bu sayede dokuları sıkılaştırarak selülit oluşmasını engeller. A ve E vitaminleri deriyi düzgünleştirir, magnezyum metabolizmayı harekete geçirir, fosfor ve silisyum dokuları kuvvetlendirir.

Selülit tedavisinde nasıl bir rejim uygulanmalıdır?

Rejimin, su açısından zengin, tuz açısından zayıf olması gerekir. Selülit tedavisinde tuzu asgari düzeye indirmek gerekir.

Selülit tedavisinde balık, kabuklu deniz ürünleri, kümes hayvanı ve yumurta yenilerek protein açısından zengin bir beslenme uygulanması önerilir. Proteinler ödemi önler ve iştah azaltır. Şekerlemeler, hamur işleri ve alkolden uzak durulması gerekir. Alkol metabolizmayı yavaşlatır, kanda yağa dönüşür ve vücutta birikir.

Selülit hangi yöntemlerle teşhis edilir?

Selülit teşhisi klasik olarak muayene edilerek kolayca konur. Portakal kabuğu görüntüsündeki derideki selüliti teşhis etmek için doktor olmaya bile gerek yoktur. Deri gerginliğini ve parlaklığını yitirmiş portakal kabuğuna benzemiştir. İki parmak ile tutulup yanlardan sıkılınca bu pürtüklü görünüm daha da belirginleşmektedir.

İleri tetkik gereken durumlar olduğunda aşağıdaki yöntemlerden yararlanılabilir:

Termografi: Selülitli doku soğuktur çünkü kan dolaşımı bozulmuştur. Kan dolaşımı bozulduğu için metabolizma da yavaşlamıştır. Bu bir kısır döngüdür. Bu yüzden deri altındaki yağ dokusu ve atıklar dolaşıma rahat atılamayacağı için lenflerde birikir. Doku yapısı gitgide negatif yönde bozulur.

Vücutta kan dolaşımının normal olduğu bölgelerde vücut ısısı da normal olur. Dolaşım bozukluğu olan yerlerde kanlanma azalacağı için, bu bölgeler vücudun normal ısısından daha soğuk olur. Selülitin oluşma nedenlerinden biri dolaşım bozukluğu olup termografi ile dolaşım bozukluğunun ve selülitin yeri de teşhis edilir.

Ekografi: Selülit teşhisinde kullanılan yağa özel bir ses dalgasıdır. Bir çeşit ultrason cihazı olup uygulandığı yerin, ayrıntılı olarak görünümünü sağlar. Selülite uygulanma amacı deri kalınlığının ve yağ tabakasının kalınlığının ölçümüdür.

Manyetik rezonans: Vücudun 3 boyutlu incelenmesi imkanını sunar. Bu sayede cilt kalınlığı, yağ tabakası ve oluşabilecek ikincil, üçüncül (tümör, yapısal bozukluklar) nedenlerin varlığının ya da yokluğunun tespitini sağlar.

Selülit tedavisinde hedef nedir?

Tedavinin asıl amacı selüliti oluşturan süreci tersine çevirmek ve yağ hücreleri düzeyinde lipolizi arttırmaktır. Yağ hücrelerinin boyutlarını küçültmek ve metabolizmalarını canlandırmak, selülit tedavisinin ana hedefidir. Yağ birikimini ortadan kaldırmak, lenf ve kan dolaşımını rahatlatmak, lipoliz mekanizmasını tekrar harekete geçirmek suretiyle cilt dokusu daha pürüzsüz ve genç bir görünüm alır.

Hamilelikte selülit artar mı?

Dr. Nüket Eroğlu selülitin özellikle hamilelik döneminde estetik açıdan rahatsızlık veren bir düzeye ulaştığını ve çözüm aranacak seviyeye geldiğini ifade etti.

Vakaların çoğunda hamilelik gerçekten selülitin belirmesine neden olur. Çünkü doğumdan önce ve doğumdan sonra meydana gelen hormonal değişimler, gerçek bir dengesizliğe neden olur. Doğumdan sonra selülit biraz azalsa da bir miktar selülit birikimi kalır.

Menapoz dönemi şişmanlamak normal midir?

Menopoz döneminde özellikle kiloda fazlalığa doğru belirli bir eğilim olur. Ayrıca hormonal dengesizlik, vücudun su tutması ve selülit görülür. Psikolojik açıdan, kadın cinselliğindeki değişim ve buna eklenen çeşitli olaylar kadınlarda depresyona doğru bir eğilim yaratır. Kadınlar kendilerini avutmak için genellikle kontrolsüz ve hatta oburluğa varan bir yeme alışkanlığının içine düşer ve genellikle bel göbek bandı şeklinde kilo alırlar. Buna ‘erkek tipi yağlanma’ denir.

Spor selüliti tedavi eder mi?

Dr. Nüket Eroğlu ‘Hayır’ dedi.

Sert sporlar, vücudun belirli bir kısmını çalıştıran ve düzensiz yapılan sporlar hiçbir işe yaramaz. Selülite karşı en etkili spor tempolu yürüş ve yüzmedir. Fakat tıbbi olarak, bütün sporlar içinde en iyisi jimnastiktir. Bunun bir avantajı da herkes tarafından istenildiği yerde, istenilen zamanda ve şekilde uygulanabilmesidir.

Şişmanlık ile selülit arasında ne fark vardır?

Dr. Nüket Eroğlu ‘Bu ikisini kesinlikle karıştırmamak gerekir.’ dedi. Eğer kişi şişmansa mutlaka selüliti de olur. Ama selülitin cildin derin dokularını bile etkileyen, temelde hormonal kökenli özel bir bozukluk olduğunu bilmek gerekir. Bu bozukluk, son derece zayıf kadınlarda bile görülebilir. Fazla kiloların tüm vücuda yayılmasına karşın selülit sadece bacak, karın, baldır, kol gibi belirli bölgelerde görülebilir. 

Selülit diyeti nedir?

Selülit her zaman çok şişmanlık sonucu olamamasına karşılık yağ dokusundaki azalma her zaman selülitlerde azalma sağlar. Bazı bulgular özel gıdaların ve gıda destek gruplarının, bu problemi çözmede, anti-selülit diyetlerinin sadece yağ kaybettirici diyetlerden daha etkin olduklarını kanıtlamıştır.

Dr. Nüket Eroğlu spesifik besin gruplarıyla diyetin önemini vurguladı.

 

Yağ Dokusunun Yıkılmasının Hızlanması için:

Yağ birikime karşı en etkili savunma mekanizmalarından bir tanesi vücudun insülin yanıtını azaltmaktır. Bunun anlamı beslenmedeki toplam karbonhidrat sayısından düşüş yapmaktır. Fakat bundan bütün karbonhidratları elimine etmek gerektiği anlamı çıkarılmamalıdır. Kompleks karbonhidratlar, yüksek besleyiciliği ve fitokimyasalları (meyveler, kuru baklagiller, sebzeler) ile selülit tedavisinde doğru gıdalardır.

Selülitle ilgili en etkili yöntemlerden bir tanesi basit şekeri ve rafine edilmiş karbonhidrat kaynaklarını hayattan çıkarmaktır. Diğer bir önemli unsur ise cüce buğdaydan yapılmış ekmek grubu gıdaları ve meyveler gibi kompleks karbonhidratları tüketilirken doğru bir protein kaynağı veya sağlıklı yağlar içeren besinlerin tüketilmesine özen gösterilmesidir. Bu sayede sindirim yavaşlayacağından insülin salgısı da sınırlandırılacaktır. Gerçekten etkili bir şekilde yağ yakmak için beslenme programına biraz yeşil çay (xanthine) eklemek etkili olacaktır. Günde birkaç kere yeşil çay tüketmenin catechin – polyphenolleri içermesinden dolayı metabolizma hızlandırıcı etkisi vardır.

 

Kolajen Yapımını arttırmak ve Dokuları Sıkılaştırmak için:

Bioflavonoidler: Bu grup kolajeni yıkan enzimleri bloke eder. Toz kakao, kırmızı şarap, üzüm suyu, üzüm çekirdeği ektresi, üzüm kabuğu gibi proanthocyanidinlerden zengin gıdalar kolajen yıkımını önler.  Bioflavonoidler, yeni bağ doku yapımını da destekler, hücre zarını koruyarak, tamirini de yaparlar. Bioflavonlardan zengin gıdalar arasında soya, soğan, yeşil fasulye, lahana çeşitleri, elma, turunçgiller ve suları, kuru erik yer almaktadır.

C vitamini: Çok kuvvetli bir antioksidan olan C vitamini, aynı zamanda güçlü bir kolajen yapımı uyarıcısıdır. C vitamininden zengin turunçgiller, kivi, çilek, brokoli, karnabahar, yeşil biber gibi sebze ve meyveler kolajen yapımında önemli rol oynarlar.

Jelatin: Jelatin özellikle şu 3 aminoasit açısından çok zengin bir içeriğe sahiptir; proline, hidroksiprolin, glisin. Hidrolize edilmiş jelatin içerisindeki oligipeptidler sayesinde kolajen sentezini arttırır.

Soya: Soya içerdiği fitoöstrojenle östrojeninin görevini taklit ederek östrojen hücre reseptörlerine bağlanır ve kolajenin yıkılmasını engeller. Soya, östrojeni taklit ederek hücreyi östrojen hasarından korur. Soya, östrojenin kolajeni yıkmasını engeller.

Lenfatik Dolaşımın Düzenlenmesi için:

Su: Su biyokimyasal reaksiyonlar sonucu oluşan toksin ve atıkların vücuttan atılmasını sağlar. Su, kan basıncını, kan akışını ve hücre içerisindeki sıvı oranını düzenler.

Kuşkonmaz: Doğal bir ödem söktürücüdür. Ödemi engelleyerek selülit oluşumunu engeller.

Yağlı balık: Derin deniz balıklarında bulunan Omega-3 damarları güçlendirerek kan dolaşımını ve kan akışını kolaylaştırır.  Somon ve sardalya omega-3 açısından çok zengindir.Soğan -Sarımsak: Kan basıncının düşmesine sebep olarak dolaşımın ve kan akışının rahatlamasını sağlar. Soğan ve sarımsak doğal antibiyotik ve antiseptik özellik taşır.

Zencefil: Aspirin gibi etki göstererek kan damarlarında plak oluşumunu engeller, daha az yapışkan hale getirir. Aynı zamanda kanı inceltici etkisinden dolayı dolaşımı ve kan akışını rahatlatır. Zencefilin anti-enflamatuar etkisi de kuvvetlidir.

Zerdeçal: Hint mutfağında bolca kullanılan hint safranı (zerdeçal) antioksidan yönünden kayda değer zenginliktedir.

Kereviz: İçerisindeki 3-butylphthalide sayesinde kan damarlarının kasılmasını önleyerek dolaşımı rahatlatır.

Muz: İçerisinde bulunan potasyumla (yaklaşık 500 mg) kan basıncını düşürür ve dolaşıma yardımcı olur. Muz kas kasılmasını dengelediği için sporculara ve diyet yapanlara önerilir.

 

Enflamasyonu Azaltmak için:

Keten tohumu: Alfa linolenik asidin anti enlamasyon özelliğinden dolayı selülit tedavisi sırasında tüketilmelidir.

Koyu renkli sebze ve meyveler: Antioksidan olarak C,E vitaminleri ve beta, karoten, minerallerden çinko, manganezyum, selenyum, bakır en bilinen antioksidanlar arasındadır. Bu vitamin ve minareller en çok koyu meyve ve sebzelerde bulunur.

Ananas: Bulundurduğu bromelain enzimi sayesinde fazla su atılımı destekleyerek, ödemleri azaltır, morarmaları ve bu bölgelerdeki ağrıların azalmasına yardımcı olur.

 

Selülit tedavisinde son teknoloji ONDA COOLWAWES sayesinde tıpta birçok alanda kullanılan mikrodalga enerjisi ONDA ile ilk kez estetik amaçlarla kullanılmıştır. ONDA SOĞUK DALGA TERAPİSİNDE hedef bölge sadece iki dakika içinde 50-55 derece arası sıcaklığa ulaşmaktadır, bu sayede yağ hücrelerinin zar yapıları bozulmakta ve hücreler küçülmektedir. Bölgesel yağ dokusu azalırken selülitler yok olmakta, gevşek doku sıkılaşmakta ve deri kalitesi artmaktadır. Bölgesel incelmede bu yüksek frekans yağ hücrelerinin daha fazla titremesine ve hücre zarlarının 10 dakikadan kısa bir sürede içeren hasarlanarak zarar görmesine, içindeki yağın lenflere boşalmasına yani bir nevi onların terlemesine sebep olmaktadır ve yağlar makrofaj yardımıyla lenfatik sisteme atılmaktadır. Selülit tedavisinde ise sistem adiposelüler arası konnektif septayı hedef alarak başarılı tedaviler sunar. ONDA SOĞUK DALGA TERAPİSİ dermiste bulunan kolajen liflerinin anında büzülmesini sağlar ve yeni kolajen oluşumunu tetikler.

Dr. Nüket Eroğlu, bahar gelmesiyle beraber mini etek ve şort sezonu başladı, çoraplar çıktı ve tüm kadınlar selülitlerinden dolayı panik yaşamakta diye belirtip, mikrodalgaların artık yemekte değil selülitlerde de harikalar yarattığını söyledi.

Dr. Nüket Eroğlu, ONDA Soğuk dalga terapisi’ nin tek seanslık bir uygulama olduğunu, ağrısız ve acısız bir yöntem olduğunu belirtip ameliyat olmaktan çekinen tek seansta sonuca ulaşmak isteyen kişilerin ONDA soğuk dalga terapisi ile tanışma vaktinin geldiğini ifade etti.

Onda Soğuk Dalga Terapisi’nde;

Bölgesel incelmede bu yüksek frekans yağ hücrelerinin daha fazla titremesine ve hücre zarlarının 10 dakikadan kısa bir sürede içerden hasarlanarak zarar görmesine, içindeki yağın leflere boşalmasına yani bir nevi onların terlemesine sebep olmaktadır ve yağlar makrofaj yardımıyla lenfatik sisteme atılmaktadır.

Selülit tedavisinde ise sistem adiposelüler arası konnektif septayı hedef alarak başarılı tedaviler sunar. 1 ve 4 derece arası yani tüm selülit tiplerine uygundur. Onda Soğuk Dalga Terapisi dermiste bulunan kolajen liflerinin anında büzülmesini sağlar ve yeni kolajen oluşumunu tetikler.

Elektriksel iletkenlik: Verilen enerjinin geçerken emilmeden alt katmanlara iletilebilme durumudur.

Elektriksel geçirgenlik: Verilen enerjinin alt katmanlara iletilmeden hedef tarafından emilme durumdur.

Mikrodalgalar ve deri ilişkisi bu kurallara göre belirlenir. Cildimiz mikrodalga enerjisine göre düşük geçirgen ve yüksek iletkendir. Onda Coolwaves derinin üst katmanlarından sanki şeffafmışçasına ilerler ve bu katmanlardan geçerken yolda kayıp yaşamaz.

Mikrodalgalar ve yağ hücrelerinin ilişkisi de yine bu kurallarla belirlenir. Yağ hücreleri yüksek geçirgen ve düşük iletkendir. Yağ hücreleri mikrodalga enerjisiyle buluştuktan sonra alt katmanlara iletmez, onu hapseder.

Önceki kullanan bipolar radyofrekans cihazları megahertz (Mhz) ile ölçülebilen frekanslarda üst katmanlarda ciddi miktarda enerji kaybetmektedir. Eski radyofrekans cihazları derinin üst katmanlarından aşağıya inerken verdikleri enerji kaybı dolayısıyla seanslar ortalama 60-75 dakika arası sürmektedir ve seans sayıları fazla tutulduğu halde etkileri oldukça azdır. Önceki radyofrekans cihazlarının aksine Onda Soğuk Dalga Terapisi’nde verilen enerjide kromofor yani hedef; su yerine yağ hücreleridir. Onda mikrodalga ile epidermisin ve dermisin bol su içeren ve yağ içermeyen yapısı sayesinde verilen yüksek enerji sadece %20’lik kayıpla subkutan yağ dokusuna fokuslanır. Onda Soğuk Dalga Terapisi’ndeki deri yüzeyinde bu %20 lik dağılma selülitleri yok etmektedir.

Derinin üst katmanlarında sıcaklık oluşturmadığı için hastada yanık oluşturma vb gibi diğer riskler söz konusu değildir.

Onda Soğuk Dalga Terapisinde özel tasarlanmış ve temasla soğutan 2 ayrı patentli başlık mevcuttur. Bu başlıklar farklı derinlikler ve uygulamalarda kullanılmak üzere cihaz tarafından otomatik tavsiye edilmektedir.

 

    error: Content is protected !!