Whatsapp Whatsapp
Telefon Hemen Ara

Corona ile Savaşta Tavsiyeler

Korona virüsü nedir?

 

Corona virüs ailesinin son mutasyonu olan “2019-nCov” olarak adlandırılan virüs, geçen yılın Aralık ayının son günlerinde Çin’in Wuhan kentinde insanlarda da hastalık oluşturmaya başladı. “Korona virüs” ailesinin SARS ve MERS olarak adlandırılan üyelerinden farklı olarak insandan insana bulaşabilen bir virüstür. Covid-19’un tedavi edilemediğinde, ağır akut solunum yetersizliği sendromu ve ağır akciğer sekonder gelişen bakteriyel enfeksiyon hastalıklarına yol açtığı ve iyileşen insanlarda bile kalıcı akciğer dokusu harabiyeti yarattığı görülmüştür.

Covid-19 çok hızlı bulaşıyor ve yayılıyor, salgın (pandemi) oluşturuyor…

Covid-19’a influenza virüsünün neden olduğu gribal enfeksiyonlara benzer şekilde hapşırık ve öksürük sonucu, havadan damlacık yoluyla solunum sistemine ulaşabilir. Ayrıca enfekte yüzeylerden temasla ağız, burun, kulaklar ve gözlerle de bulaş olabilir. Virüsün geçişini takiben 5-11 gün içinde öksürük ve ateş gibi genel grip şikayetleri ortaya çıkar. Hastalığın tanısı, solunum yolu salgılarından alınan örneklerle konulmaktadır. Testler henüz güvenilir değildir. Üst solumum yollarındaki bu tabloya, alt solunum yolları tutulumu da eklendiğinde hastanın durumu ağırlaşabilir. Korona virüs; SARS’ ta %11 -12 ve MERS’ te %35-50 olan yaşam kaybı oranları ile karşılaştırıldığında, %1-2 gibi oldukça düşük bir orana sahip olsa da hızla bulaşabilme özelliğine sahiptir ve bu nedenle tehlike oluşturmaktadır.

Hastalık şu belirtilerle ortaya çıkmaktadır:

  • Ateş
  • Öksürük
  • Nefes darlığı
  • İshal
  • Bulantı – Kusma

Yüksek kabul edilen ateş kulaktan ölçüm yapılıyor ise 38.2 ve üstü, ağızdan ölçülüyorsa 38 ve üstüdür.

Koronavirüs’ ten korunmak için aşağıdaki uyarılar dikkate alınmalıdır:

 1-Eller sık sık (mutlaka 20 saniyeden uzun süreyle) su ve sabunla yıkanmalıdır. Eller yıkanırken en sık yapılan hatalardan biri, yıkama süresini kısa tutmaktır. Bu durumda mikroplar ellerden yeterince temizlenemeyince hastalık yayılmaya devam etmektedir. Ellerin her yerinin (bilekler, avuç içleri, parmaklar, parmak araları, el sırtı ve tırnak içleri) en az 15 saniye kuvvetlice ovalanması gerekir. El yıkarken su ve sabun az miktarda kullanılmamalıdır.

El yıkarken su ve sabunu az kullanmak, elden yeterince uzaklaştırılamaması nedeniyle zararlı mikroorganizmaların yayılmalarına katkıda bulunmaktadır. Eller mikropların uzaklaştırılmasında tek başına yeterince etkili olamadığı için sadece ile yıkanmamalıdır; suyun sabunla beraber kullanılması gerekmektedir.Sıcak suyla yıkama da çok bir işe yaramıyor, çünkü mikropların öldüğü ısıya el dayanamaz. Ayrıca sıcak su elleri tahriş eder ve mikroorganizma girişine zemin hazırlar. Bu nedenle el ayalarının, parmak aralarının ve uçlarının, bileği de kapsayacak şekilde su ve sabunla iyice ovalanarak yıkanması önemlidir. Katı sabunu tercih edilmemelidir.

 

 

Katı sabunun temizlenmeden yerine konması kirlilik sebebi olabilmektedir. Ayrıca mikroorganizmalar katı sabunun üzerinde kaldığı için ortak kullanıldığında mikropların yayılmasına yol açmaktadır. Bu nedenle özellikle toplu yaşanan yerde el temizliğinde sıvı sabun kullanılması çok önemlidir. Havlu da ortak kullanılmamalıdır.

Ortak havlu kullanımı sonucunda havlunun nemli olması mikroorganizmanın üremesi için uygun ortamı oluşturmaktadır. Ellerin iyi yıkanmaması düşünülünce ortak havlu kullanımı da enfeksiyonların kişiler arasında yayılımını kolaylaştırmaktadır. Bu durumlarda mutlaka eller yıkanmalıdır:

 

  • Öksürme, aksırma ve hapşırmadan sonra,
  • El sıkışma sonrasında,
  • Herhangi bir yemek ya da gıda hazırlamadan önce,
  • Yemeğe başlamadan önce ve sonra,
  • Toplu taşıma ve toplu yaşam alanlarını kullanıldıktan sonra,
  • Emzirme öncesi ve sonrasında
  • Evcil hayvanlar da dahil olmak üzere tüm hayvanlara dokunduktan sonra,
  • Bebeklerin alt bezinin değiştirdikten sonra,
  • Tuvalet kullanımı sonrası,
  • Hasta bir kişiyi ziyaret etmeden önce ve sonra…

 

2-Toplu alanlarda bulunmamalı, başkalarıyla yakın temastan kaçınılmalıdır. Herkes kendi hijyenine ve çevresindekilerin hijyenlerine dikkat etmelidir.

3-Küçük çocuklara hijyen kuralları sürekli hatırlatılmalıdır.

4-Su ve sabun bulunamıyorsa, eller için yüksek alkol içeren bir el dezenfektanı kullanılmalıdır.

5-Öksürürken veya hapşırırken, ağız ve burun kağıt mendille kapatılmalı ve ardından mendil mutlaka çöpe atılmalıdır.

6-Eller yıkanmadan ağız, burun ve gözlere dokunulmamalıdır.

7-Aynı tabaktan yemek yemek, aynı bardağı paylaşmak veya yakın temastan kaçınılmalıdır.

8-Kapı kolları ve oyuncaklar gibi sık dokunulan yüzeyler sirkeli su ile sık sık temizlenmeli ve dezenfekte edilmelidir.

9-İş yeri ve ev girişleri düzenli olarak 1/10 çamaşır suyu ile sulandırarak hijyenik hale getirilmelidir.

10-Marketten gelen her torba iç mekana girmeden bir süre balkonda beklemelidir.

 

 

Korona virüsüne karşı riskli grup kimlerdir?

Korona virüs için riskli grup: 2 yaşın altında ve 65 yaşın üzerindeki insanlardır.

Solunum sistemi hastalığı olanlar, KOAH, astım, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği, diyabet (şeker hastalığı) gibi hastalığı olanlar, kanser tedavisi görenler ile organ nakli yapılmış olan kişiler risk altındadır. Herhangi bir nedenle bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullananlar da korunmaya dikkat etmelidir. Sigara içmenin kronik hastalık olarak sayılmakta olduğu unutulmamalıdır. Hamilelere son üç ayda solunumları zaten zor olduğundan, bir bulaş durumunda solunumun çok hızlı kötüye gidebileceği, bundan dolayı çok daha dikkatli davranmaları gerektiği hatırlatılmalıdır. Covid-19’un 2. defa mutasyona uğrayıp çıkmasını beklenmemektedir. İngiltere’deki bir yeni doğan dışında bebeğe Covid-19 bulaşı olmamıştır.

İş ortamında korona virüsüne karşı ne yapılmalıdır?

Eller sıkça normal su ve sabunla yıkamalıdır. Hastalık belirtisi taşıyan insanlarla aynı ortamı paylaşmak zorunda kalabilen eczane, hastane ve market.. vb. gibi ekiplerin maske veya normal maske kullanımına çok özen göstermesi gerekmektedir.

Ortak kullandığımız eşyalar, ortak kullandığımız telefon, kalem, makas gibi ofis gereçlerinde kısa bir süre de olsa bu virüsü üzerinde taşıyacağı unutulmamalıdır. Kapı kolları veya bilgisayar klavyeleri bile bu anlamda bulaştırıcı olabildiği unutulmamalıdır. Bu yüzden en önemli şey el yıkamaktır. Ortak kullanım alanlarına dokunduktan sonra 20-30 sn normal su ve normal sabun ile ellerin yıkanması koruyucudur.

Aynı iş yerinde hatta aynı odada nezle grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonu belirtileri gösteren kişiler var ise dikkat edilmesi gereken bu kişilere bir metreden daha fazla yaklaşmamaya özen göstermek olmalıdır.

Üst solunum yolu enfeksiyonu şüpheli kişiler N95 gibi özel bir maske dışında normal cerrahi bir maske de kullanılabilir. Virüsün boyutu 3 mikron civarındadır. Bu nedenle normal ağız ve burun maskeleri hastalıktan korunmada yarar sağlamasa da hasta olan kişilerin bu tip maskeleri kullanması, çevrelerine virüsün bulaşmasını önemli oranda azaltmaktadır.

 

 

Korona virüsüne karşı korunurken…

Plaquenil etkin bir ilaç değildir.

Clarhezidon ve antiseptik gargalar boğazı yaralamadan iyi gelir ama 1 haftalık sınırlandırması bulunmaktadır, sürekli kullanılması doğru değildir.

İbuprofen içerikli ilaçlar alınmamalıdır. Parasetamol kullanılabilir.

Covid -19 evcil hayvanlardan bulaşmaz.

Covid-19 ile zatürrenin bir ilgisi yoktur.

 

Virüslere karşı bağışıklık sistemi nasıl güçlendirilebilir?

 

Korona virüs hayatımızda bize kabus yaratmış mikroorganizmalardan bir tanesidir.

Korona virüs gibi salgınlar yapabilen onlarca virüs ihtimali varken; insanlar bu virüslerle ilerleyen zamanlarda da karşılaşmaya devam edecekken nasıl korunmak gerekiyor?

Bağışıklık sistemi çok önemli. Vücuda virüsler girdiğinde herkesin etkilenme oranı çok farklıdır. Bağışıklık sisteminin gücü virüslerle savaşta en belirleyici faktördür.

 

Dikkat edilmesi gerekenler:

 

Dengeli beslenmek çok önemlidir. Her gün alınması önerilen takviyeler vardır:

 

  • C Vitamini
  • D Vitamini
  • Çinko
  • Selenyum
  • Üzüm çekirdeği
  • Zencefil

 

 

Direnci arttırırken basit şekeri ve rafine edilmiş karbonhidrat kaynaklarını hayattan çıkarmak gerekir. Cüce buğdaydan yapılan hamur işi gıdalara son verilmelidir. Kompleks karbonhidratlar tüketilmelidir. Doğru protein kaynakları ve sağlıklı yağlar kullanılmalıdır.

 

Lenfatik dolaşımın düzenlenmesi için günde 1.5-2 litre su tüketilmelidir. Su biyokimyasal reaksiyonlar sonucu oluşan toksin ve atıkların vücuttan atılmasını sağlar. Su içmek, detoks için çok önemlidir.

 

Bioflavonoidler, yeni bağ dokusu oluşumunu destekler, hücre zarlarını tamir eder. Antioksidan etkiyle kanser hücrelerinin çoğalmasını engeller. Serbest radikallerin hücresel hasarlarına engel olur. Bioflavonoidlerden zengin gıdalar soya, brokoli, soğan, yeşil fasulye, lahana çeşitleri, elma, turunçgiller ve suları ve siyah kuru eriktir.

C vitamini güçlü bir kollajen tetikleyicisi ve antioksidandır. C vitamininden zengin turunçgiller, kivi, çilek, brokoli, karnabahar, kırmızı pancar, yeşil biber gibi sebze ve meyveler kollajen yapımını hızlandırır ve metabolizmayı oksidan hasarından koruyarak yeniden daha genç ve hasarsız bir hücre oluşumu için çok önemli bir rol oynar.

 

 

B-12 vitamini açısından da önemli olan kemik suyu ve kelle paça çorbası en az haftada 1-2 kez içilmesi önerilir. Sarımsak, pul biber ve ev sirkesi ilave edilmiş bir kemik suyu çorbası ‘sağlık bombası’ kabul edilebilir.

Omega-3 damarları güçlendirerek kan dolaşımını ve kan akımını kolaylaştırır. Yağlı balıklar omega-3 açısından çok zengindir.

Soğan ve sarımsak doğal antibiyotik ve antiseptiktir.

Zencefil, kanı inceltir, dolaşımı rahatlatır, kan damarlarında plak oluşumunu engeller; anti-inflamatuar etkisi de çok kuvvetlidir.

Muz kas kasılmasını dengeler; magnezyum, potasyum, çinko bakımından oldukça zengin olup, hücrelerin yenilenmesinde görev alır.

 

 

Lahana vücudun toksinlerden temizlenmesine yardımcı olur. Antiseptik özelliği vardır. Ödem atmadaki etkilerinden dolayı antitoksiktir.

Keten tohumu, içerdiği yüksek orandaki alfa linolenik asit ile anti-inflamatuardır.

A, C, E vitaminleri, çinko, magnezyum, selenyum, bakır mineralleri en bilinen antioksidanlar arasındadır. Bu vitamin ve mineraller en çok koyu meyve ve sebzelerde bulunur.

Probiyotik beslenme faydalıdır. Kefir, turşu, şalgam ve evde yapılmış yoğurt kullanılması direnci arttırır.

Yeşil çay güçlü bir antioksidandır. ‘Kateşin’ adı verilen antioksidanlar ve polifenoller pek çok hastalığa neden olabilen oksidan maddelerle savaşılmasına yardım etmektedir.

Semizotu, turunçgiller, ceviz, ıspanak, badem, nar, enginar, brokoli, havuç, kivi, balık, ananas, kuru baklagiller, kuşburnu, zeytin, zeytinyağı, yulaf kepeği ve yoğurt gibi besinler bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Öğünlerde bu yiyeceklere sık sık yer verilirse hastalıklara karşı vücut direnci artar. Özellikle yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak, semizotu, pazı, dereotu, nane, marul ) içerdikleri A, C ve E vitaminleri, folik asit ve Omega 3 sayesinde kuvvetli antioksidan özellik gösterirler. Omega 3 oranını artırabilmek için haftada 3 gün balık tüketilmeli, salatalara taze ceviz ve 1 tatlı kaşığı keten tohumu eklenmelidir. Güçlü bir Omega 3 kaynağı olan kabuklu ceviz ve fındık tüketmek vücuda antioksidan açısından destek olur.

 

Örnek tarif: Bol Antioksidanlı salata:

  • Semizotu
  • Haşlanmış nohut / maş fasulyesi
  • Kuru domates
  • Kırmızı kapya biber
  • Haşlanmış karabuğday
  • Ceviz
  • Havuç
  • Kırmızı pancar
  • Nar taneleri
  • Limon/ sirke
  • Zeytinyağı

 

 

 

Egzersiz yapmak bağışıklığı arttırır:

Egzersiz;

•          Kas kuvveti, dayanıklılığı ve esnekliğinde,

•          Kilo verme ve korumada,

•          Kardiyovasküler ve tromboz riskinde,

•          Kan yağ ve glikoz düzeyinin düşürülmesinde,

•          Psikolojik durum ve uyku kalitesini düzeltmede çok etkilidir.

Egzersiz, ruhsal ve bedensel dayanıklılığı arttırır.

Egzersiz ile toksik bir depo olan yağlardan yok olurken yağsız kas kütlesini de artar.

Egzersiz ile kardiyovasküler sistemin daha iyi çalışmasına yardımcı olmak için vücudunuzun dokularınıza oksijen ve besin maddesi aktarır. Kalp ve akciğerler daha verimli çalıştığında daha fazla enerji sağlanır.

Egzersiz ile kas gücü ve dayanıklılığı da arttırılır.

Egzersiz, vücudunuzun ısısını arttırır. Vücut ısısı tekrar normale dönerken, rahatlamayı ve uykuya hazır olmayı sağlar.

 

 

Egzersiz, aktif stres seviyesini de düşüreceği için gece uykuya dalmayı kolaylaştırır.

Egzersiz, güçlü bir bünye güçlü bir ruhsal denge getirir.

Kan ve lenf dolaşımını hızlandırmak için özel egzersizler çok önemlidir. Her gün ideal olarak 45 dakika egzersiz yapılmalıdır (Tempolu yürüyüşe çıkılabilir, evde dans edilebilir, yüzülebilir veya bisiklete binilebilir). 45 dakika boyunca ara vermeden bol terlemek amacıyla yoğun kardio antrenmanı yapılması son derece sağlıklıdır. İp atlamak, şınav ve mekik çekmek, yatağa uzanarak bacakları aşağı yukarı indirip kaldırmak, yan yatarak bacakları açıp kapayarak hareket ettirmek… vb.

Egzersizin diğer somut etkilerinden biri de nöronlara etkisidir. Beyin vücut ağırlığımızın sadece yüzde 3’ünü oluşturmasına rağmen, pompalanan kanın yüzde 20’sini, vücut oksijeninin de yüzde 25’ini kullanır. Egzersiz sırasında pompalanan kan miktarı arttıkça, beynin kanlanması ve buna bağlı olarak oksijenizasyonu da artar. Bu sayede nöronların programlanmış ölümü azalır hatta sayıları ve büyüklükleri artar. Düzenli egzersiz yaparak Parkinson, Alzheimer gibi birçok nörodejeneratif hastalıkların gelişmesi engellenmiş olur.

Egzersiz ile kronikleşmiş ağrı ve sızılar azalır.

Egzersiz ile mutluluk hormonları (seratonin, endorfin… vb.) yükselir. Anksiyete, depresyon, sinirsel gerilim azalır.

Kaliteli uyku  bağışıklığı arttırır: 

 Yeterli ve kaliteli uyku, bağışıklık sistemini olumlu yönde etkileyerek virüslerden korunmada ve hastalık varsa iyileşme aşamasında çok etkilidir. Yetersiz ve kalitesiz uyku bağışıklık sistemini zayıf düşürüp, vücudu hastalıklara karşı daha dayanıksız hale getirebilir. Stresten uzak kalmanın ilk şatı iyi bir uyku kalitesidir. Güne sağlıklı ve keyifli bir başlangıç yapabilmek için en önemli koşullar arasında rahat bir uyku yer almaktadır. Sosyal yaşamı olumsuz yönde etkileyen uyku sorunları için hemen ilaca sarılmak yerine pratik önlemler almak çok daha olumlu sonuçlar vermektedir.

Uyku bedensel dinlenmenin yanında zihinsel fonksiyonların da yenilendiği bir süreçtir. Sağlıklı bir vücut için ve günün kaliteli geçebilmesi için uykunun süresinden ziyade kalitesinin artırılması daha önemlidir. Kronik uykusuzluk;

  • Dikkat eksikliği
  • Konsantrasyon güçlüğü
  • Aşırı gerginlik
  • Performans düşmesi
  • Anksiyete
  • Yüksek tansiyon… vb. neden olmaktadır.

 

 

İyi bir uyku kalitesi için:

  1. Öncelikle uyku için yatak odası tercih edilmelidir. Televizyon karşısında keyifli olduğu zannedilen kısa kestirmelerden kaçınılmalıdır.
  2. İdeal oda sıcaklığı olan 21-22 derecedir. Odanın ve şartların uyumaya uygun olması gerekir. Gürültü, ısı, nem oranı, yatılan yatağın rahatlığı, hatta yastığın kalitesi bile uyku düzeninizi etkilediğinden seçimlere özen gösterilmelidir.
  3. Televizyon, cep telefonu, bilgisayar gibi elektronik eşyalar yatak odasından çıkarılmalıdır. Gün içi de elektronik cihazlarla çok vakit geçirilmemelidir.
  4. Yatak odasının karanlık ve sessiz olmasına dikkat edilmelidir.
  5. Uyurken gece lambası yakılmamalı, zifiri karanlık tercih edilmelidir. Melatonin hormonu sadece karanlıkta salınmaktadır.
  6. 20:30 – 23:00 arasında pik yapan melatonin hormonundan faydalanmak için bu saatler arasında uykuya dalmak uyku kalitesini artırmaktadır.
  7. Yatağa yatmadan önce diş fırçalama ve tuvalet ihtiyacı bitirilmelidir.
  8. Akşam 18.00’den sonra herhangi bir uyarıcı içecek tüketilmemelidir. Özellikle çay ve kahveden uzak durmak önemlidir. Uykuyu getirmesi için tüketilen süt diğer yiyecek ve içecekler de reflüyü tetikleyebilmektedir.
  9. Haftada en az 3 gün spor yapılmalıdır. Uykusuzluk sorunu yaşayan kişilerin akşam sporu yapması faydalı olabilmektedir. Akşam yemeğinden önce yapılan kardio gibi hafif sporlar uykusuzluğa iyi gelmektedir. Ağır sporlar uykusuzluk sorunu yaratabileceğinden önerilmez.
  10. Aynı saatte yatılıp aynı saatte kalkılmasına dikkat edilmelidir. Öğle12.00-14.00 arası melatonin salgısından faydalanmak için hafta sonları 1 saat civarında bir uyku tercih edilebilir.
  11. Yatağa yatıldıktan itibaren yaklaşık 1 saat uyunamadığı takdirde yataktan çıkılmalıdır. Farklı bir odada kitap okuyarak ya da müzik dinleyerek tekrar yatılması olumlu sonuçlar vermektedir.
  12. Genelde bu uyku süresi erişkinlerde 6-9 saat arası olarak bilinse de kişisel farklılıklar görülebilir. Uyandıktan sonra ‘Daha erken’, ‘Biraz daha uyusam ne olur ki?’, ‘Dün az uyumuştum, telafi edeyim’ gibi cümlelerle uyumaya devam etmek doğru değildir.
  13. Uyku vermesi için sık kullanılan çaylar, bitkiler, kökler sanıldığı kadar fazla etkin değildir. Bu tarz çay ve bitiklerin rahatlatma etkisi olsa da sağlıklı bir uyku için öncelikli olarak diğer önerilerin eksiksiz uygulanması gerekir.

BLOG

error: Content is protected !!