Whatsapp Whatsapp
Telefon Hemen Ara

Cildin Anatomik Yapısı

Cilt;

Cilt bedenin yüzeyini kaplayarak ilk bakışta göze çarpan organ olduğu için ‘Bedenin Aynası’ olarak kabul edilmektedir. Cilt yaşanılan organik ve psikolojik problemlerde yüzeyinde oluşturduğu çeşitli görüntülerle ilk izlenim için kaynak oluşturmaktadır. İnsanların özgüvenlerinde ve iletişimlerindeki en önemli organ cilt dokusudur. Kozmopolitan yaşam ile iletişimde cildin önemi artmıştır. Stresli yaşam beynimizi, kalbimizi, sindirim sistemimizi etkilediğinden çok daha fazla cildimizi etkiler. Cilt ile ilgili problemlerin çözümünde asıl etkenin de ortadan kaldırılması gerekir. Ruhsal ve bedensel sağlık yerindeyken cildin daha güzel ve estetik görüneceği aşikardır.

  1. Deri vücudumuzun iskelet sisteminden sonraki en geniş organıdır.
  2. Erişkin bir insanda yüzey alanı ortalama 2 m2 dir.
  3. Ağız, göz ile genital alanda mukoza olarak devam eder.
  4. Erişkin bir insanda toplam vücut ağırlığının %15 ini oluşturmaktadır.

 

Kırışıklık (sulcus cutis) oluşumu:

  • yaşlanma,
  • mimikler,
  • uyku şekline bağlı olarak derinin deformasyonu ile oluşmaktadır.

 

Deride 2 tür kırışıklık görülür:

  1. Yüzeyel kırışıklıklar.
  2. Derin kırışıklıklar.

Yüzeyel kırışıklıklar epidermisin su kaybı ile epidermisin kuruması, sertleşmesi ve bozulması sonucu oluşmaktadır. Derin kırışıklıklar kolajen ve elastin liflerinin azalmasına bağlı dermisin zarar görmesi sonnucu ortaya çıkar ve yaş alımıyla daha da belirginleşir.

Kontrolsüz kas hareketinin sonucu olarak gelişen mimik kırışıklıkları, uyku sırasında yüzün  aynı tarafının yastığa temasıyla oluşan uyku kırışıklıları da cildin naturel yapısını bozmaktadır.

Derideki porlar-gözenekler; Gözenekler deride yaygın olarak görünür, yağ ve ter bezlerinin cilt yüzeyine açıldıkları kanalarının ağızlarını göstermektedir.

 

Cildin Anatomik Yapısı

Deri epidermis, dermis ve cilt altı dokusu  olmak üzere 3 tabakadan oluşmaktadır. Deri ve derinin bu 3 tabakasının kalınlığı bölgelere göre değişmektedir. Örneğin epidermisin en ince olduğu alan 0.1 mm ile göz kapaklarımızdır. En kalın olduğu yerler 1.5 mm ile el içi ve ayak tabanıdır. Dermisin en kalın olduğu yer sırt derisidir.

Epidermis;

  • Cildin en dış tabakasıdır.
  • Keratinosit olarak isimlendirilen boynuzsu hücrelerden oluşmaktadır.
  • Damarsal yapılar içermez.
  • Ortalama 28 günde 1 yenilenir.
  • Temel amacı nem kaybını önlemektir.
  • İçerdiği melanositler ile deri rengini verir.

Epidermis kalınlığı 0.5–100 mikro arasında değişmektedir (el içi ve ayak yabanında 600 mikron) . Epidermisin su içeriği kalınlığını değiştiren önemli bir faktördür. Epidermis; keratinositler dışında Melanosit, Langerhans ve Merkel hücreleri de içerir.

Keratinositler ortalama derinin % 5’ini oluşturmaktadır ve keratin isimli proteini üretmektedir.

Dermis ile komşu olan en alt katmandaki keratinositler bölünerek üst katmanlara atılmaktadır. Alt katmanlarda canlı keratinositler en üst katmanlarda yuvarlak formları ile çekirdeklerini kaybederek yassılaşıp ölmekte ve deriden dökülerek atılmaktadır. Vücuttaki bölgelere göre değişmekle beraber keratinizasyon turnover süreci ortalama 28 günüdür.

Epidermis 4 alt tabakadan oluşmaktadır;

  1. Stratum basale
  2. Stratum spinosum
  3. Stratum granulosum
  4. Stratum corneum

Stratum corneum hücreleri boynuz gibi kıvrık, ölü; ancak biokimyasal olarak aktif  hücrelerdir ve korneosit olarak tanımlanmıştır. Hücreler doku olarak keratinden ibarettir. Korneositler, deriyi dış ortamdan korurken deriden su kaybını kontrol etmektedir. Kuru, rüzgarlı ve soğuk hava koşullarında hemen kalınlaşır.  Çok güneşli havalarda da UV ışınlarınnın geçişi,ne bariyer oluşturmak için kaba bir görünüm alır. Stratum corneum atmosferde bulunan zararlı maddeler veya mikroorganizmaların cilde nüfusunu önlemek için bariyer görevi görür. Ayrıca UV ışınlarının filtrasyonunda da çok önemli bir role sahiptir. Stratum corneum çevresel etkenlerin agresivitesinin arttığı durumlarda kalınlaşır ve istenmeyen etkilere karşı koymaya çalışır ( Nasır benzeri lezyonların oluşumu).

Kozmetoloji ve medikal estetik tedavilerde kullanılan ürünler arasında öncelikle bazal tabakaya maksimum düzeyde ulaşmak vardır. Stratum corneum tabakasının fazla kalınlaşmasını önlemek, böylece altındaki hücrelerin daha iyi solumasını ve nemlenmesini sağlamaktır. Düzenli yapılması gereken peelingler ile belli tabakadaki mitoz için gereki kimyasal ve fiziksel uyarıyı belli bir seviyede tutmaktır. Stimülasyon hücresel gençleşme demektir.

Ev ürünlerinin % 10 kadarı ancak emilirken profesyonel peelingler sayesinde kabin ürünlerinde bu oran % 50 lere çıkmaktadır.

Stratum granulosum artık bölünme yeteneği taşımayan düzleşmiş keratinositlerdir. İçlerinde keratohyalin garnülleri barındırmaktadır. Bu granüllerin artması ile ilerleyen hücre dejenerasyonu ve hücre ölümü  olmaktadır. Zamanla bu hücreler daha düzleşmekte ve alttaki hücrelerin çoğalma süreçleri ile derinin üst tabakalarına atılmaktadır.

Stratum spinosum düzensiz kenarlı keratinositlerden oluşmaktadır. Hücresel bölünme kapasiteleri sınırlıdır. Hücrelerin yuvarlaklığı bozuktur ama çekirdekleri vardır, bu yüzden canlı kabul edilirler. Arada kemik iliği kökenli immün sistem hücreleri olan Langerhans hücreleri bulunmaktadır. Bunlar derinin ve vücudun savunmasında rol oynarlar. Langerhans hücrelerindeki fonksiyon bozukluğu allerji ve ekzamaların gelişiminden sorumludur.

Stratum basale‘ye derinin üst keratinositlerini yaptığından ‘doğurgan’ anlamında ‘Stratum germinatium’da denilmektedir. Cildin nem miktarı en fazla, en üretken, en fazla miktarda genç hücre içeren tabakasıdır. Cilt kendini bazal tabakada sürekli oluşan mitozis sayesinde durmaksızın yenilemektedir. Bazal tabakadaki hücreler nem yönündenn maksimumda olduğundan yuvarlak şekilli hücreler olarak üretilip epidermisin yüzeyine doğru itilirler. Corneal düzeyde atılma süresi 28 gündür. Bazal tabaka cildin bütünlüğünü koruma yönünden son derece önemlidir. Bazal tabakada travma, abrazyon ya da kistik akne gibi bir lezyon olduğunda cilt kendini onaramazsa skar kalacaktır. Bazal tabaka tek sıra basal hücreler , nöral cresten kaynaklanan Merkel hücreleri (dokunma hissini sinirlere taşıyan nöroendokrin hücreler)  ve Melanositler’den oluşmaktadır. Melanositler bazal tabakadaki yuvarlak hücrelerin arasına yerleşmiş, ışıktan deriyi korumak için melanin üreterek deri rengini belirleyen hücrelerdir.

Deri ve Derinin Yapısı

 

Dermis;

Epidermal tabakanın altında, cildin ikinci tabakasıdır. Dermis vücut bölgesine göre değişmekle birlikte 2-4 mm kalınlığındadır. Dermiste hücre arası destek dokusu ve fibroblast hücreleri ile bunların arasında sinir, damar, lenfatik yapılar, ter ve yağ bezleri, tırnak ve kıl folllikülleri yer almaktadır. Epidermis ile karşılaştırıldığında, çok daha az sayıda hücre ve çok daha fazla lif bulunmaktadır.

Dermiste ana hücreler fibroblastlardır ve dermisin hücre dışı destek matriks dokusunu yapmaktadır. Bu matriks yapısı kolajen, elastin gibi retiküler fiberlerden ouşmaktadır. Dermis, vücut savunma sisteminin parçası olan makrofajlar, mast hücreleri gibi başka hücrelere de ev sahipliği yapmaktadır.

Dermiste duyu sinirleri olan reseptörlerde bulunmaktadır. Merkel ve Meissner cisimcikleri (dokunma duyusu, daha çok el içi ve ayak tabanında), Pacinian cisimcikleri (basınç duyusu, vücut ağırığını taşıyan anatomik alanlar ve genital bölgede) ve Ruffini cisimcikleri (mekanik duyu) gibi. Hareketsizlik, durağan yaşam sonrası ödem artar. Mekanik reseptörlerdeki basınç duygusu sonrası vazokontraksiyon olur, sıvı hücreler arası boşluğa geçer, bu kısır döngüyle ödem daha da artar. Selülit oluşumunun temeli bu mekanizmadır. Dokuda gidererek basıncın artmasıyla yağlar da intersellüler mesafede birikir ve lipodistrofi tablosu ilerler.dermisinn yapısı ile ilgili görsel sonucu

Dermiste kollajen derinin gerginliğini ve sağlamlığını sağlayan gerçek iskelettir. Elastin deriye elstikiyetini vermektedir. Bu ikisi dermisin ana fibriller destek dokusunu oluşturur. Proteoglikanlar, glikoperoteinler, glikozaminoglikanlar, su ve hyaluronik asit diğer destek yapılarıdır. Bulardan ön plana çıkanı glikozaminoglikanlardır. Bunlar proteinlerin proteoglikanlara bağlanmış formlarıdır.  Proteinler ise kondrotin sülfat, dermatan sülfat, keratin sülfat, heparan sülfat ve heparindir. Glikoproteinler ise laminis, matrilin, fibronektin, tenascindir. Bunlar hücrelerin birbirlerine tutunmasını, hücrelerin yer değiştirmesini, hücreler arası ilişkiyi düzenlemektedir.

Dermisin kuru ağırlığının yaklaşık% 70 ini kolajen lifler oluşturaktadır. Kolajen liflerin dermiste oluşturduğu dayanıklı ağ deriye güç ve dayanıklılık vermektedir. Kolajen lifler hacimlerinin yaklaşık 40 katı kadar su tutma kapasitesine sahiptir. Kolajen lifler cildin su deposu gibidir, deriye turgor, tonus, gerginlik ve nem sağlayarak kırışıklıkları engellemektedir. Genç kolajenlerin sus tutma kapasiteleri daha yüksektir. Genç kolajenler 8-12 haftada (kolajen maturasyonu) olgunlaşarak maksimum suyu tutma kapasitesine ulaşmaktadır.

Dermiste kolajenler bir yandan üretilir bir yandan tüketilir. Bu doğal bir yaşlanma sürecidir, her zaman tüketim daha fazladır. Tüketim üretimden fazla olduğundan zamanla kırışıklıklar artmaktadır. Cildin sağlığını bozan alışkanlıklarda ve hastalıklarda da kolajen miktarında belirgin azalma olmaktadır.

Cilt yüzetine yapılan tüm uyarılar ( mekanik, elektiriksel, kimyasal, psişik…) fibroblastik aktiviteyi başlatmaktadır. Ortalama 72 saatte prokloajen tip III oluşur, 8-12 haftalık maturasyonu tamamladıktan sonra su tutarak kırışıklıkları önler ve cilde dayanıklılık verir.

3 kollajen lifi birleşerek bir sağlam bir kolajen paketi oluşturmaktadır. Kolajen 30 yaşından sonra yıkılarak azalmaya başlamaktadır. Kolajen yaşlanma, güneş ve sigara ile deride azalmaktadır. Bunun sonucu olarak  deri elastikiyetinin azalması ile ince çizgiler ve kırışıklıklara neden olmaktadır.

Deri ve Derinin Yapısı

Elastin lifler kalem içi spiral şeklinde sarmal protein yapıdadır.  Dermiste daha düzensiz yer alan daha ince liflerdir. Elastin lifler dermiste dağınık halde bulunur. Elastin lifler birbirlerine Lizin aminoasiti ile bağlıdır. Bu lifler dermisin kuru toplam ağırlığının sadece % 2-4 ünü oluşturmaktadır. Su tutma özellikleri yoktur. Sadece cilde esneme özelliği verirler. Özellikle hacimsel değişiklikler veya ciltteki hareketsel gerilmelewrde cildin esneyip tekrar aynı hale dönmesinden sorumludurlar. Elastin liflerinin genetik olarak yetersizliği, kalitesizliği veya hızla yaşlanmasısarkmalara, çatlaklara ve kılcal damar genişlemelerine neden olmaktadır.

Yağ ve ter bezleri dermiste veya subdermiste konumlanmaktadır. Cilt yüzeyine direkt ya da kıl foliküllerine açılan ter bezleri ve yağ bezleri ‘sebum’ diye adlandırılan asit manto ile mikroorganizmalardan cildi korur.

Kıl folilülleri dermiste veya subdermiste yer alabilir. Özellikle koyu ciltlerde daha derindir. Kıl foliküllerinin çevresinde kılların hareketini kısıtlayacak errector pili kasları yer almaktadır.

Dermiste lenfatik kanallar intersellüler mesafelerden başlar ve venüllere eşlik ederek ilerlerler.

Dermiste damarlar üst ve altta iki ağ tabakası oluşturmaktadır. Dermiste düz kaslar da bulunmaktadır. Bunlar dış genital organlarda ve meme başına yakın bulunan kaslardır. Dermiste bulunan çizgili kaslar boyundaki platisma kası, yüzde mimik kaslarıdır.

Dermis cildin betonarmesidir. Cildin destek tabakası konnektif doku burada konumlanır ve oluşturduğu çatı ile epidermisi destekler. Konnektif doku kompakt yapıda değildir, çeşitli elemanların iş görebilmesi için boşluklara sahiptir.  konnnektif doku kolajen, elastin, hyaluronik asit, fosfolipidler ve benzeri proteinlerden oluşur.

Dermis fiziksel ve fonksiyonel olarak iki katmandan oluşmaktadır:

  1. Papiller tabaka; Büyük miktarda fibroblastlar, gevşek bağ dokusu, sinir lifleri, ince kılcal damarlar, bol su içerir. Kolajen  ve elastin liflerden oluşan, cilt yüzeyine dikey duran iskeletin dayanıklılığı temel yapıyı belirlemektedir.
  2. Retiküler tabaka; dermisin alt kısmını oluşturmaktadır. Retiküler dermis,  hypodermise geçiş alanıdır. Retiküler dermis daha az sinir lifleri ve kılcal içerir, daha yoğun ve kalın bir lif ağına sahiptir. Retiküler dermiste kolajen lifleri kalın demetler halinde toplanmıştır ve papiller tabakanın. aksine cilt yüzeyine paraleldir.

Papillalar gençken ince, uzun ve esnek; yaşlandıkça kısa, kalın ve katı bir yapıya sahiptir.

Deri Altı Doku (Hypodermis)

Dermsin en alt tabakasıdır. Kılcalları besleyen kalın damarlar, sinirler, lenfatik kanallar, kıl folikülleri ve bol miktarda adipositlerden oluşmaktadır. Cildimizin enerji deposu olarak kabul edilir. Subdermisteki yağ dokusu kas aralarına değin ilerlemektedir. Liposit ismini verdiğimiz hücrelerden oluşmaktadır. Lipositlerin hormonal görevi androjenleri östrojene çevirmektedir. Lipositler Leptin üreterek beyinde tokluk hissi sağlamaktadır.

Deride Keratinositler Dışındaki Hücreler

Melanositler

Epidermis ile dermisin birleştiği (dermo-epidermal birleşme) yerde keratinositler arasında yer alırlar ve ahtapotun kolları gibi epidermis üst katmanlarındaki keratinositlere uzanırlar. Yaptıkları melanin pigmentini bu hücrelere taşırlar. Melanin keratinositlerin çekirdekleri üzerinde konumlanarak güneşe karşı hücre kromozomlarını korumaktadır.

Merkel Hücreleri

Oval şekilli, dermo-epidermal birleşme alanında yer alan mekanik basıncı algılayan ve beyine ileten reseptörler taşıyan hücrelerdir. Parmak uçlarında, dudakta, ağız içerisinde ve saç folliküler kılıflarında yer almaktadır.

Langerhans Hücreleri

Kemik iliği kökenli hücrelerdir ve deride epidermis içerisinde bulunurlar. Melanositler gibi dendritleri var. İmmün sistem- savunma sisteminin parçasıdır.

Deri Ekleri

Deri ve Derinin Yapısı

Ekrin ter bezleri; Vücudun ısı düzenlemsinden sorumludur. Vücutta 2-3 milyon kadar ekrin ter bezi bulunmaktadır. Sıklıkla el içi ve ayak tabanında olmakla birlikte sırtta yoğun bulunmaktadır.

Günlük terleme miktarı 10 litreye kadar ulaşabilir. Bunun % 99 su, % 0.5 mineral tuzlar (potasyum klorür,demir vs) % 0.5 üre ve organik maddeler (kreatinin, ürik asit…) içermektedir.

Terdeki üre miktarı kandakine oranla yaklaşık 2 kat fazla amonyak miktarı apokrin ter bezlerine oranla 10 kat azdır.

Apokrin ter bezleri; ter bezi olarak isimlendirilse de asıl görevleri vücut ısı düzenlenmesi değil kişiye özgü kokunun yapılmasıdır. Ekrin ter bezlerine göre daha az sayıdadır. Başlıca koltuk altı, göbek deliği çevresi  ve kasıkta bulunmaktadır. Bu bezlerin kanaları vardır ancak direkt deriye açılmazlar. Ergenlik döneminde hormonların etkisi ile aktif hale gemektedirler. Hakimiyet alanının işaretlenmesi, uyarı ve tehlike sinyali, cinsel cezbedici alan yaratma gibi hayvanlarda rolleri bulunmaktadır. İnsanlara bu görevleri tam olarak açıklanmamıştır. Uyarılma sonrası 15 saniyede salınım başlamakta ancak tekrar salınımı için uzun bir süre beklenilmesi gerekmektedir. Apokrin ter bezlerinin  kendisine özgü kokusu içeriğindeki amonyak, yağ asitleri ve hidroksi asitlere bağlı olarak ve bakteriler tarafından ortaya çıkmaktadır. Apoekrin ter bezleri ergenlik döneminden sonra daha aktif hale geçmektedir. Kişiye göre sayıları değişmektedir. Ekrin ter bezlerinden 10 kat daha fazla ter salınımı olmaktadır.

Deri ve Derinin Yapısı

Ceruminous Bezler

‘Cerumen’ adı verilen mumsu sekresyon yapmaktadır. Sadece dış kulak yolunda bulunmaktadır. Dış kullak yolunu yabancı cisimlerden korumaktadır.

Süt Bezleri

Sadece meme dokusunda vardır.

Sebase Bezler

Sebase bezler özellikle yüz ve saçlı deride yoğundur. Buna karşın göz kapaklarının kirpiklere yakın kısmında, dudakların vermilion alanında, peniste sünnet derisinde, göğüs ucunda bulunmamaktadır.

Sebum 

Deri yüzeyindeki yağlanma; anatomik bölge, cinsiyet, yaş ve hormonsal duruma göre değişmektedir. Cilt yağ tabakası, cilt yüzeyinde ince bir lipid filmi (SSLF) oluşturur. SSLF deriden suyun aşırı buharlaşmasını engeller. SSLF cildin nemli ve pürüzsüz kalmasını sağlar. SSLF’nin asıl yapısını derideki yağ bezleri tarafından salgılanan sarımsı yağlı sıvı sebum oluşturmaktadır. Sebum içeriği vücut bölgesine göre değişir; % 30 serbest yağ asidi, % 33 trigliserit, % 15 mum, %5 sterol esterleri, % 5 ve % 7 squalen oranında bulunur. Sebum salgılandıktan sonra ter ile karışır. Böylece cilt yüzeyi üzerinde emülsiyon haline gelmiş film elde edilir ve cilt yüzeyine yayılır. Kalınlığı vücut alanına göre değişmekle birlikte yaklaşık 0.01 ‘den 2.1 mikron arasında değişmektedir.

Derinin Rengini Etkileyen Faktörler

Derinin rengi görünür ışığı farklı dalga boylarında emen maddeler (kromofor) olan melanin ve hemoglobine bağlıdır.

Melanin; epidermisin baskın kromoforudur. Melanin deride melanositler tarafından üretilmektedir. Yukarı epidermis hücrelerine aktarılır. Melanin, iki türdür. Ömelanin ve Feomelanin. Ömelanin siyah veya koyu kahverengi kromoforudur ve koyu renk saç ve gözlerde de bulunur. Feomelanin kızıl-kahverengi kromofordur ve sarı, kızıl saç ve kılarda bulunur. Normalde her deride ömelanin bir miktar bulunmaktadır. Melanin UV emmekte ve böylece deri hücrelerini korumaktadır.

Hemoglobin kırmızı renkli kromofordur. Kırmızı kan hücreleri olan eritrositlerde bulunmaktadır,  kanda oksijen taşımaktadır. Oksijen ile bağlı ise oksi-hemoglobin denilmektedir. Aksi durumuna deoksi-hemoglobin denilmektedir. Genellikle damar içinde % 47 oksi-hemoglobin vardır; oranı arttıkça deri daha açık kırmızı bir tona dönüşmektedir.

Derinin Görevleri;

Derinin asıl görevi vücudumuzu korumak  ve dış ortam arasındaki ilişkiyi sağlamaktadır.

1.İç etkenlere karşı koruma görevi;

  • Detoksikasyon görevi; Ter ile.
  • vücut ısısının düzenlenmesi ve korunması; Ter ve yağ bezleri ile.

2. Dış etkenlere karşı koruma görevi;

Biyolojik etkenlere karşı koruma; Ekrin ter bezleri ile.

      1. Epidermisin sürekli dökülerek deriden atılması
      2. Epidermisin kompakt yapısı
      3. epidermisin savunma sistemi hücreleri açısından zengin olması

Ekrin ter bezleri deride asit manto oluşturur. Ph 4.2 ve 5.6 bakterlere ve mantarlara karşı deriyi korumaktadır.

  • Işık, ısı ve elektirik gibi fiziksel etkenlere karşı koruma; epidermisin kompakt yapısı, dermisteki kolajen ve elastin lifleri, deri altı yağ dokusu ile.

3. Emilme ve deriden atma özellikleri;

    • Deri metabolik olarak aktif bir organdır. Vücuttan gelen hormon, sterodi ve inflamasyon ara maddelerini yıkmaktadır. Ksenobiyotik addeleri ilaçlar, böcek ilaçları, çevresl ve endstriyel kimyasalları yıkmaktadır. Yağda ve suda eriyen kimyasalları tıkmaktadır.
    • Deri ayrıca ilaçların emiliminide sağlamaktadır. ilaç ve kimyasal emilimi en fazla yumurtalık derisi üzerinde, alında kulak çevresindedir.

4. Vücuttaki statik elektiriğin dışarı atılmasını sağlar.

5.Vitamin yapım görevi; Vitamin D yapılmaktadır.

6.Destek görevi; esnek özeliği ile alttaki dokuları örter ve destekler.

7.Duyu fonksiyon görevi; Isı, basınç, ağrı gibi duyuları algılamaktadır.

8.Pigmentasyon yapım görevi; Melanin sentezi ile deriyi ve daha alt dokuları UV ye karşı korur.

9.İmmünolojik (vücut savunma sistemi) sistemdeki görevi; Deri savunma sisteminde aktif rol oynar.

10.Depo görevi; deride karbonhidrat, yağ, su ve kan depolar.

11. Estetik görünümü sağlar.

 

BLOG

error: Content is protected !!